Türkiye’de İklim Adaleti: Kadınlar ve Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği

İklim Adaleti nedir?

İklim adaleti, iklimin değişmesinde en az etkisi olanların aynı zamanda iklim değişikliğinin yarattığı sonuçlardan en çok etkilenenler olduğuna dikkat çeken bir kavramdır.

“İklim Adaleti” kavramı, iklim değişikliği tartışmalarına sosyal eşitlik konusunu ve ülkelerin tarihsel sorumluluklarını dahil eder, böylece geçmişten gelen adaletsizliklerin bugünkü iklim krizine etkilerini de göz önünde bulundurulur. Yapısal eşitsizlikler nedeniyle iklim krizinin mevcut adaletsizlikleri daha da kötüleştirdiğini, marjinalleştirilmiş ve ayrımcılığa uğramış insanlar ve topluluklar üzerinde orantısız bir etkiye sahip olduğunu kabul eder. İklim krizini sistemik bir sorun olarak görür; geçmiş ve mevcut adaletsizlikleri düzeltmek, gücü yeniden dağıtmak ve en çok etkilenen ve en az sorumlu olanlara öncelik vermek için sosyal, politik ve ekonomik yapılarda değişiklik yapılmasını savunur.

İklim krizi, Türkiye'de de adaletsiz güç yapıları ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri nedeniyle en çok kadınları etkiliyor. Ancak bu krizin sorumluluğu ve sonuçları eşit dağıtılmıyor. Kadınların iklim krizine karşı daha savunmasız olduğu gerçeğini kabul etmek, bu krizi sadece bir çevre sorunu olarak değil, aynı zamanda bir toplumsal adalet meselesi olarak ele almak için kritik öneme sahiptir.

İKLİM ADALETİNE FEMİNİST VE KESİŞİMSEL BİR YAKLAŞIM

İklim krizinden herkes etkileniyor ancak kadınlar, iklim krizinin etkilerinden orantısız bir şekilde zarar görüyor. Buna rağmen emisyon azaltım politikalarında kadınların bakış açıları dikkate alınmıyor. Yapısal cinsiyet eşitsizlikleri nedeniyle kadınların finansal kaynaklara, eğitime, siyasi güce ve sağlık hizmetlerine erişimi daha az ve bu eşitsizlikler iklim değişikliğinin etkilerine karşı kadınların dayanıklılıklarını azaltıyor. 

İklim Krizi ile Toplumsal Cinsiyet Eşitsizlikleri Arasındaki Bağlantıya Dair Bazı Örnekler

Sorumluluk Açısından Eşitsizlikler

  • Enerji Tüketimi: Avrupa'da olduğu gibi Türkiye’de de erkekler, kadınlara kıyasla %8 ile %40 arasında daha fazla enerji tüketiyor. Bu tüketim farkı, toplumsal cinsiyet rollerinden ve iş hayatındaki cinsiyet dağılımından kaynaklanıyor. Erkeklerin iş yerlerinde daha fazla zaman geçirmesi, enerji yoğun sektörlerde daha fazla çalışmaları, kişisel araç kullanımlarının yaygın olması ve ev işlerinde daha az sorumluluk alarak enerji tasarrufuna katılmamaları, bu tüketimi artıran başlıca faktörler arasında yer alıyor.
  • Yüksek Emisyon Sahipleri: Dünyadaki 20 milyarderin (18 erkek, tamamı beyaz) yaşam tarzı emisyonları üzerine yapılan bir araştırma, her birinin yılda ortalama 8.000 tondan fazla CO2 ürettiğini ortaya çıkardı. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de en çok emisyon üreten kesim, zengin ve ayrıcalıklı bir azınlık. Bu kesimler, sahip oldukları yüksek karbon ayak izleriyle iklim krizinin ana nedenlerinden biri olurken, krizin etkilerini en az yaşayanlar oluyorlar. 
  • Emisyon Azaltımlarında: Kadınların sürdürülebilir tarım ve ulaşım gibi alanlarda gösterdikleri çabalar, Türkiye’nin iklim krizine karşı mücadelesinde önemli fırsatlar sunuyor. Ancak, bu faaliyetler yeterince desteklenmiyor. Kadınlar, özellikle sürdürülebilir ulaşım alternatiflerini (bisiklet, toplu taşıma, yürüyüş) tercih ettiklerinde, taciz, tehlike ve altyapı yetersizlikleriyle karşı karşıya kalıyor. Kadınlar ev içi emeğin tüm yükünü aldıkları gibi yaşam içinde iklim krizine karşı alınabilecek bütün bireysel önlemlerin planlamalarını yapıyorlar. Planların uygulanması için ev halkını teşvik etmek de kadınların görevi oluyor.

Sonuçlar Açısından Eşitsizlikler

  • İklim Felaketleri: Seller, orman yangınları ve kuraklık gibi afetlerde, toplumsal cinsiyet rolleri ve normları kadınları daha savunmasız kılıyor. Örneğin, kadınların erkeklere göre çok daha azının yüzme bilmesi sellerde kadınların ölüm risklerini artırıyor. Kadınların teknoloji kullanımında da geride bırakılmış olması bilgiye hızla ulaşmasını ve afet öncesi önlem almasını engelliyor. Afetlere hazırlık, müdahale ve iyileştirme süreçlerinde kadınların ihtiyaçları göz ardı edildiği gibi, bu süreçlerde kadınların katılımı da yeterince sağlanmıyor. Kadınların karar alma mekanizmalarına dahil edilmemesi, afet sonrası yeniden yapılanma çalışmalarında onların sesini duyuramaması ve toplumsal rollerinin yüklediği sorumluluklar, kadınları daha büyük risklerle karşı karşıya bırakıyor.
  • Acil Durumlar ve Şiddet: İklim krizinin yol açtığı acil durumlar, aile içi şiddet ve cinsel saldırı risklerini artırıyor. İklim krizi kaynaklı afetler nedeniyle geçici yaşam alanlarında kalan kadınlar şiddet ve cinsel saldırı mağduru oluyorlar. Özellikle Türkiye’nin kırsal bölgelerinde, iklim krizinin etkileri altında kalmış kadınlar güvenlik ve destek hizmetlerine erişimde büyük zorluklar yaşıyor.

Kesişimsel Bir Yaklaşımın Önemi

Türkiye’de iklim krizi ile toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri arasındaki bağ, yalnızca kadınlar değil, aynı zamanda yaş, fiziksel ve zihinsel sağlık, etnik köken gibi diğer kimlik özellikleriyle de kesişiyor. Kırsal bölgelerde yaşayan, yaşlı, engelli ya da yoksul bir kadınsanız iklim krizinin etkilerini herkesten çok daha derin hissedersiniz. Bu durum, mevcut toplumsal yapıların ataerkil, neoliberal ve sömürgeci kalıntılarından kaynaklanıyor. Bu güç yapıları, belirli grupların ihtiyaç ve taleplerinin yeterince duyulmasını engelliyor.

Kadınların Mağduriyetinin Ötesinde

Kadınları iklim krizinin kurtarılması gereken kurbanları olarak görmek yerine, onları çözümün bir parçası olarak tanımak çok önemli! Türkiye’de kadınlar, iklim krizine karşı topluluklarını ve ailelerini korumak için stratejiler geliştiriyor ve bu süreçte önemli roller üstleniyorlar. Ancak, bu sorumluluğu kadınların omzuna yıkmamak ve sistemik eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için adil ve eşitlikçi bir yeniden yapılanmaya ihtiyaç var. Kadınların sırtına bir başka zihinsel yük olan “gezegeni kurtarmak” gibi bir sorumluluğu yüklememek için sistemli ve eşitlikçi yeniden yapılanmaya ve kararlara ihtiyacımız var.

Sonuç olarak, Türkiye'de iklim adaletinin sağlanması, kadınların ihtiyaçlarının merkezde olduğu, feminist ve kesişimsel bir yaklaşımla mümkündür. Bu, yalnızca kadınları değil, tüm toplumu güçlendirecek ve iklim krizine karşı daha dayanıklı bir gelecek inşa etmeye yardımcı olacaktır.

Kadınlar eşit derecede sorumlu olmadıkları iklim krizinin bedelini en ağır ödeyenler!

Gezegeni hepimiz için yaşanmaz hale getirenler #KirletenlerBedeliniÖdesin 

Adil bir iklim politikası için siz de katılın, sesimizi birlikte yükseltelim!



Kedv Kayıt Olun

Bizden haber almak için kayıt olun!

Siz de KEDV'in çalışmalarından ve yürüttüğümüz kampanyalardan haberdar olmak için e-bültenimize kayıt olun!

Kayıt Olun!