Bizden haber almak için kayıt olun!
Siz de KEDV'in çalışmalarından ve yürüttüğümüz kampanyalardan haberdar olmak için e-bültenimize kayıt olun!
Kayıt Olun!Üyesi olduğumuz Oxfam Konfederasyonu, 8-18 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek Bonn iklim görüşmeleri öncesinde hükümetlere güçlü bir çağrıda bulundu. Oxfam’a göre hükümetler, iklim krizinin etkilerine karşı kırılgan toplulukları desteklemek için gerekli olan iklim uyumu finansmanının yüzde 90 gerisinde kalıyor.
Bu büyük finansman açığı, iklim krizine en az neden olan toplulukların krizin en ağır sonuçlarıyla baş başa bırakıldığını gösteriyor. Küresel Güney’de yaşayan insanlar, kadınlar, kız çocukları ve Yerli halklar; seller, kuraklık, gıda güvencesizliği, geçim kaynaklarının kaybı ve zorunlu göç gibi iklim krizinin yıkıcı etkilerini her geçen gün daha ağır biçimde yaşıyor.
İklim uyumu finansmanı, iklim krizinin artık kaçınılmaz hale gelen etkilerine karşı toplumların dayanıklılığını artırmak için sağlanan kaynakları ifade ediyor. Bu finansman; tarımın iklim krizine dayanıklı hale getirilmesinden su kaynaklarının korunmasına, afetlere hazırlıktan geçim kaynaklarının güçlendirilmesine kadar pek çok alanda kritik öneme sahip.
Ancak mevcut tablo, ihtiyaç ile sağlanan kaynak arasında derin bir uçurum olduğunu gösteriyor.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne göre, 2024 itibarıyla hükümetler kamu kaynaklı iklim uyumu finansmanı için yalnızca 32 milyar dolar sağladı. Oysa gelişmekte olan ülkelerin 2035 yılına kadar yıllık 310 ila 365 milyar dolar arasında iklim uyumu finansmanına ihtiyaç duyacağı öngörülüyor.
Bu farkın kapatılması için zengin ülkelerin iklim uyumu finansmanını on kat artırması gerekiyor.
2024 yılında toplam iklim finansmanı 137 milyar dolara ulaştı. Ancak bu miktar, ülkelerin fosil yakıtlardan uzaklaşması, iklim krizine uyum sağlaması ve adil dönüşümü hayata geçirmesi için gereken kaynağın yalnızca küçük bir bölümünü karşılıyor.
Üstelik bu finansmanın önemli bir kısmı hibe yerine kredi olarak sağlanıyor. Bu durum, iklim krizine tarihsel olarak en az katkıda bulunan düşük ve orta gelirli ülkelerin borç yükünü daha da artırıyor.
İklim adaleti açısından temel mesele tam da burada ortaya çıkıyor: Krizin sorumluluğunu en az taşıyan ülkeler ve topluluklar, hem iklim yıkımının sonuçlarını üstleniyor hem de bu yıkımla başa çıkmak için borçlandırılıyor.
Oxfam’ın vurguladığı gibi, iklim krizi aynı zamanda derin bir eşitsizlik krizi. Küresel Güney’de yaşayan topluluklar, kadınlar, kız çocukları ve Yerli halklar çevresel yıkımın bedelini orantısız biçimde üstleniyor.
Kuraklık, sel, aşırı sıcaklar ve gıda krizleri; özellikle geçimini tarımdan, yerel üretimden ve doğal kaynaklardan sağlayan toplulukları doğrudan etkiliyor. Kadınlar ise bu krizlerden hem üretici, hem bakım veren, toplumu ayakta tutan ve yaşamı sürdürenler olarak çok boyutlu biçimde etkileniyor.
İklim krizi derinleştikçe, kadınların görünmeyen emeği, bakım yükü ve geçim mücadelesi de ağırlaşıyor. Bu nedenle iklim finansmanının yalnızca miktarı değil, kimlere ve nasıl ulaştığı da çok önemli.
Oxfam, iklim krizine neden olan servet ve güç yoğunlaşmasına da dikkat çekiyor. Büyük ölçüde Küresel Kuzey merkezli olan aşırı zengin şirketlerin ve bireylerin serveti artmaya devam ederken, iklim krizinin etkileri en kırılgan toplulukları daha ağır biçimde vuruyor.
En büyük altı fosil yakıt şirketinin kârlarının 2026 yılında 94 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bu şirketler, dev yatırımcıları çekmeyi sürdürüyor. Milyarder yatırımlarının neredeyse yüzde 60’ı ise madencilik, petrol ve gaz şirketleri gibi iklim üzerinde yüksek etkisi olan sektörlerde yoğunlaşıyor.
Oxfam International İklim Lideri Mariana Paoli, hükümetlerin çok uzun süredir aşırı zengin bir eliti koruyup kolladığını belirterek şu çağrıda bulunuyor:
“Hükümetler çok uzun süredir, devasa emisyonları ve kirletici endüstrilere yaptıkları kirli yatırımlarla iklim eylemini boğan aşırı zengin bir eliti koruyup kolluyor. Bonn’da liderler, servet ve gücün bu eşitsiz yoğunlaşmasını ele almak zorunda. Artık zengin kirleticilere bedel ödetmenin ve bu serveti, en çok ihtiyaç duyan topluluklara ulaşacak şekilde erişilebilir ve katılımcı iklim finansmanına yönlendirmenin zamanı geldi.”
Oxfam’ın yedi ülkede yaptırdığı kamuoyu araştırması, insanların iklim adaleti yönünde güçlü bir beklentiye sahip olduğunu gösteriyor.
Araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 68’i, yenilenebilir enerjiye adil bir geçişi finanse etmek için büyük petrol ve gaz şirketlerinin kârlarından daha fazla vergi alınmasını destekliyor.
Nisan 2026’da pazar araştırma şirketi Norstat tarafından yapılan araştırma; Birleşik Krallık, Fransa, Brezilya, Türkiye, Avustralya, Hollanda ve Kolombiya’dan katılımcıların yanıtlarını içeriyor. Araştırma, petrol ve gaz şirketlerinin vergilendirilmesine verilen desteğin siyasi görüşleri de aştığını ortaya koyuyor.
Oxfam, Bonn iklim görüşmeleri öncesinde hükümetleri iklim finansmanı, adil dönüşüm ve iklim adaleti konusunda somut adımlar atmaya çağırıyor.
İlk olarak, aşırı zenginlerin emisyonları azaltılmalı ve en zengin kirleticilere bedel ödetilmelidir. Bunun için aşırı servet vergileri, fosil yakıt şirketlerine yönelik aşırı kâr vergileri ve kirletici sektörlerdeki yatırımlar üzerinden karbon sermaye vergisi uygulanmalıdır.
İkinci olarak, adil dönüşümün önündeki finansal engeller kaldırılmalıdır. Borçlar iptal edilmeli, fosil yakıt teşvikleri aşamalı olarak sonlandırılmalı ve Küresel Güney ülkeleri aleyhine işleyen finansal mimari köklü biçimde dönüştürülmelidir.
Üçüncü olarak, iklim krizinin ön saflarında yer alan toplulukları desteklemek için iklim finansmanı ciddi biçimde artırılmalıdır. COP29’da kabul edilen yıllık 300 milyar dolarlık hedef yerine getirilmeli, iklim uyumu için ayrılan finansman akışları üç katına çıkarılmalı ve kayıp ve zarar alanındaki kaynaklar artırılmalıdır.
İklim finansmanının artırılması tek başına yeterli değil. Bu finansmanın, iklim krizinden en çok etkilenenlere gerçekten ulaşması gerekiyor.
Kaynakların yerel toplulukların ihtiyaçlarına göre belirlenmesi, kadınların, Yerli halkların ve kırılgan grupların karar alma süreçlerine katılması büyük önem taşıyor. İklim finansmanı; tepeden inen, borç yükünü artıran ve toplulukların gerçek ihtiyaçlarını dışarıda bırakan mekanizmalarla değil, erişilebilir, şeffaf ve katılımcı biçimde sağlanmalı.
Bu nedenle iklim finansmanı tartışması, yalnızca teknik bir bütçe meselesi değildir. Aynı zamanda yaşam hakkı, kaynakların dağılımı, adil ve eşit bir gelecek meselesidir.
Bonn iklim görüşmeleri, ülkelerin COP süreçleri öncesinde teknik ve politik hazırlık yaptığı kritik bir zemin sunuyor. Bu görüşmelerde alınacak yön, iklim finansmanı, adil dönüşüm, uyum, kayıp ve zarar başlıklarında küresel iklim müzakerelerinin geleceğini etkileyebilir.
Oxfam’ın çağrısı, hükümetlerin artık vaatlerin ötesine geçmesi gerektiğini hatırlatıyor. İklim krizinin bedeli, bu krize en az neden olan toplulukların omuzlarına bırakılmamalı.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, iklim krizini derinleştiren ekonomik düzeni olduğu gibi sürdürmek değil; sorumluluğu en fazla olanların daha fazla katkı verdiği, kaynakların en çok ihtiyaç duyan topluluklara ulaştığı adil bir dönüşümün kurulmasıdır.
İklim adaleti, yalnızca emisyonların azaltılması anlamına gelmez. Aynı zamanda iklim krizinden en çok etkilenenlerin korunması, geçim kaynaklarının güçlendirilmesi, kadınların ve yerel toplulukların karar süreçlerine katılması ve kirletenlerin gerçek bedeli ödemesi anlamına gelir.
Oxfam’ın Bonn iklim görüşmeleri öncesindeki uyarısı açık: Hükümetler iklim uyumu finansmanında yüzde 90 geride. Bu açığı kapatmak için zengin ülkelerin ve büyük kirleticilerin sorumluluk alması, fosil yakıt şirketlerinin kârlarının vergilendirilmesi ve iklim finansmanının en kırılgan topluluklara doğrudan ulaşması gerekiyor.
İklim krizinin bedelini krize en az neden olanlar değil, krizi büyütenler ödemeli.
Adil bir iklim politikası için siz de katılın, sesimizi birlikte yükseltelim!
Bizden haber almak için kayıt olun!
Siz de KEDV'in çalışmalarından ve yürüttüğümüz kampanyalardan haberdar olmak için e-bültenimize kayıt olun!
Kayıt Olun!