COP31 Türkiye’de Olacaksa, Bu Kimin COP’u Olacak? 

İklim krizi artık uzak bir gelecek senaryosu olmaktan çıktı. Bugün tarladaki mahsulün kurumasında, koca şehirleri esir alan sel baskınında ve soframızdaki gıdanın fiyatında bizzat hissettiğimiz bir gerçeklik. Dünya, iklim krizinin yıkıcı etkileriyle sarsılırken gözler 2026 yılında Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek olan COP31’e çevrildi. Ancak Brezilya’daki COP30’dan kalan tablo bize şunu bir kez daha gösterdi: İklim krizi politik tercihlerle birlikte derinleşiyor. 80’den fazla ülkenin desteğine rağmen "fosil yakıtlardan çıkış" ifadesinin metinden çıkarılması, büyük kirleticilerin korunduğunu kanıtlıyor. Bu nedenle COP31’in Türkiye’de yapılması, nasıl bir kalkınma modelini savunduğumuzun da göstergesi olacak. 

Türkiye’nin 2035 yılına kadar yenilenebilir enerji kapasitesini 120 GW’a çıkarma hedefi gibi rakamlar tek başına yeterli değil. Fosilden çıkış sonrası yeni enerji yatırımları, istihdamın niteliği, adil ücretler, iş güvenliği ve kadınların üzerindeki bakım yükünü azaltan sosyal politikalarla birlikte ele alınmalıdır. 

KEDV olarak, adil bir geçiş sürecinin kadınların "krizin mağduru" veya "uyum sağlayan" gibi özneler olduğu bir modelle değil, dönüşümü bizzat şekillendiren aktörler olduğu bir katılımla mümkün olacağını vurguluyoruz. İklim finansmanı, zirvelerde milyar dolarlar üzerinden konuşulurken sel, kuraklık ve afet sonrası yaşanan "kayıp ve zarar" doğrudan kadınların omuzlarında kalıyor. Tarladaki mahsulünü kaybeden, evdeki bakım yükü iki katına çıkan kadınlar için bu zirveler bir anlam ifade etmeli. Sormamız gereken asıl soru şu: "COP31 Türkiye’de olacaksa, bu kimin COP’u olacak?"
 

Neden Kadınlar Bu Mücadelenin Kalbinde? 

Kaynaklar bize çarpıcı bir gerçeği fısıldıyor: Bakım emeği olmadan yaşam olmaz ve bu emeğin taşıyıcısı kadınlardır. Türkiye’de iklim krizinin faturası herkese eşit kesilmiyor: 

Tarımsal üretimin %80’inden fazlasını kadınlar sırtlanıyor ancak iklim krizi kaynaklı kuraklık, su kıtlığı ve aşırı hava olayları kadınların geçim kaynaklarını tehdit ediyor.   

İklim kaynaklı hastalıklar ve doğal afetler arttıkça; çocukların, yaşlıların ve hastaların bakım yükü doğrudan kadınların omzuna biniyor. 

Halk Zirvesi Bildirgesi'nde vurgulandığı gibi, kadınların emeği ekonomiyi ayakta tutuyor ancak bu emek iklim politikalarında görmezden geliniyor. 
 

Bedeli Toplum Değil, Kirletenler Ödesin 

Bugün Türkiye’de en zengin %1’lik kesim, toplam servetin çok büyük bir bölümünü kontrol ediyor. İklim kriziyle mücadele elbette hepimizin sorumluluğu. Ancak bu mücadele, yalnızca bireysel alışkanlıklara ya da hane içi tasarrufa indirgenemez. Gezegeni asıl kirletenler; madencilik, fosil yakıt ve endüstriyel tarım devleri ile onların karlarını her şeyin üstünde tutan bu %1’lik azınlıktır. 

Dubai'deki UN COP28 zirvesine delege olarak kayıt yaptıran 34 milyarderin dörtte birinin servetlerini petrol, gaz, madencilik veya kimyasallar gibi yüksek düzeyde kirletici endüstrilerden elde ettiklerini biliyoruz.  

Oxfam 2026 Davos Raporuna göre, COP28'e katılan bu milyarderlerden dördü, "parti rozeti" taşıyarak uluslararası iklim politikalarının ve anlaşmalarının asıl müzakere edildiği yer olan ve erişimi kısıtlı olan "Mavi Bölge"ye (Blue Zone) girme hakkı elde etmiştir. Bu durum, bu kişilere kararların merkezinde doğrudan bulunma ve müdahale etme şansı vermektedir. Rapor ayrıca özellikle teknoloji sektöründeki aşırı servet birikiminin, büyük miktarlarda doğal kaynağın sömürülmesine dayandığını bize hatırlatıyor. 

Bu nedenle, iklim krizinin çevresel ve toplumsal maliyetine en çok katkı sunması gerekenler de bu yapılardan en fazla fayda sağlayanlar olmalıdır. Biz, bireysel çabaları küçümseyen değil; onları daha adil ve etkili bir sistem talebiyle tamamlayan bir yaklaşımı savunuyoruz. İklim krizinden etkilenenlerin değil, kirletenlerin bedel ödediği adil bir vergi reformu ve bu kaynakların kadın kooperatifleri gibi yerel, dayanışmacı ve dirençli çözümlere aktarılması için çağrı yapıyoruz. 

Hükümetlerin insanlara ve gezegene zarar veren kirliliği denetlediği gibi, gezegen üzerinde yıkıcı ve geri dönülmez etkileri olan bu devasa sermaye birikimlerini de düzenlemesi gerektiğini tekrar söylüyoruz. 

İklim krizine en az neden olan ama etkilerini en ağır yaşayan kadınlarla dayanışmayı büyütmek, kirletenlerin sorumluluk almasını sağlamak için sen de bize katıl!



Kedv Kayıt Olun

Bizden haber almak için kayıt olun!

Siz de KEDV'in çalışmalarından ve yürüttüğümüz kampanyalardan haberdar olmak için e-bültenimize kayıt olun!

Kayıt Olun!